• Posts found under: Rehberlik

    Eyvah! Çocuğum Üstün Zekâlı

    Çocuğun Üstün Zekâlı Olduğu Nasıl Anlaşılır?

    Çocukların gösterdiği bir takım özellikler onların gelişimleri hakkında bize ciddi veriler ortaya koyar. Genel olarak erken konuşma, okuma ve yazmayı öğrenme, kuvvetli hafıza, aşırı merak ve özel ilgi alanlarına sahip olma, üst yaş grupları ile iletişim kurma isteği gibi özellikler bu noktada referans aldığımız bazı özelliklerdir. Bu ifadeleri düşündüğümüzde de anlaşılacağı gibi asıl kriter çocuğun özellikle zihinsel performans gerektiren faaliyetlerinde yaşıtlarından ciddi bir farklılık göstermesidir.

    Genel gözlemler önemli verileri görmemizi sağlar ancak net tespitin yapılabilmesi için konusunda uzman bir psikolog/psikolojik danışman ile bir zekâ testi çalışması yapılması ve çocuğu gözlemlemesi gerekmektedir.  Burada dikkat edilmesi gerekli olan bazı kriterler bulunmaktadır:

    Yapılan testten beklentimiz çocuğu üstün zekâlı/parlak zekâlı/normal zekâlı gibi kavramlarla etiketlemek kesinlikle olmamalı. Beklentimiz, çocuğu tanımak onun gelişmiş ve gelişmemiş alanlarını görüp gerekli tedbirleri almak (gelişmemiş alanları desteklemek, yetenek alanlarını parlatmak) olmalıdır.

    Mümkün olduğunca zeka testini çocuğun gündeminden uzak tutmak: gireceği çalışmayı zeka testi olarak değil de bir öğretmeninin onunla tanışmak, onu daha iyi tanıyabilmek için yaptığı bir çalışma olarak görmesini sağlamak.

    Yapılacak olan zeka testi çalışmasını ve sonucunu sadece konuyu ilgilendiren (anne, baba, öğretmen vb.) birkaç kişinin bilmesi; olayların, çocuğa doğru aktarılmasını daha mümkün kılacaktır.

    Çocuğunuz Üstün Zekâlı Olabilir mi?

    Bilgileri yeniden yorumlayan, sıra dışı bir beyin gücüne, çalışma ve başarma azmine sahip üstün zekâlı insanlar, her çağda insanlık için önemli birer hazine olarak görülmüştür.

    Üstün zekâlı çocuklara ecdadımız büyük önem vermiştir. Bu önem sayesinde bugün hala üzerinde konuşulan muhteşem bir sistem geliştirmiştir. Enderun mekteplerinde uygulanan eğitim sistemi hâlâ Batılı bilim adamları tarafından büyük bir titizlikle araştırılmaktadır. O dönemki Fransız sarayının temsilcisi Michel Boudier’in şu sözü dikkate şayandır. “Türklerin niçin varlıklı ve güçlü bir devlet olarak geliştiğine şaşmamak, büyük sayıdaki gençler arasından en yeteneklilerini seçmesini ve onları dürüst gerekir. Çünkü onlar insanlar haline getirecek disiplinli bir eğitim vermesini çok iyi bilmektedirler.”

    Bugün bile hala Amerikan eğitim anlayışının temelinde Enderun mekteplerinin izleri görülmektedir. Enderun mektebinde öğrenciler üstün zekâlılara mahsus olarak uygulanan programlarla ve testlerle yetiştirilmekteydi. Ortalama 15 yıllık bir eğitimden geçen Enderunlu talebeler, devlet için nitelikli insan kaynağı olmuşlardı.

    İnsanın sadece “kaynak” değil aynı zamanda bir “kıymet” ve “değer”de olduğunun bilincinde olan Osmanlı eğitim sisteminin kurucuları dünya insanından dünya devletine giden yolu keşfetmişlerdi. Ve keşfettikleri bu yolda üstün zekâlı öğrenciler ayrı bir yere sahipti.

    Osmanlıdaki Enderun eğitim sistemi üzerine çalışan tanınmış psikologlardan Amerikalı Lewis Terman,  Enderun Mektebi’ne alınan çocuklar için şunları söylemektedir: “Zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test yöntemi, Osmanlılarda Enderun mektebine seçilen öğrenciler için uygulanmıştır.” Yine Amerikalı ünlü eğitimci Andreas Kazamias da Platon’un idealindeki okulların Enderun mektepleri ile birebir uyuştuğunu ifade etmektedir.

    Asırlar önce bir ilki gerçekleştirerek bütün dünyaya yol gösteren ecdadımızın atmış olduğu üstün zekâlılar sisteminin temelleri üzerinden devam etmek ve onu geliştirmek insanlık için önemli bir vazife olacaktır. Eflatun’un ‘altın çocuklar’ diye tanımladığı yüz çocuktan en az ikisinin, bu guruba dâhil olduğu en değerli hazinelerimiz olan üstün zekâlı çocuklarımızın ne kadar farkındayız? Onları yeterince tanıyor muyuz? Onlarla sağlıklı iletişim kurarak insanlığa faydalı olabilmeleri için ne kadar gayret gösteriyoruz?

    Üstün Zekâlı Çocukların Nitelikleri

    Doymak bilmeyen merakları, erken yaşta gelişen okuma-yazma ve konuşma becerileri, sürekli yeni şeyler öğrenme azmiyle yanıp tutuşuyor olmaları, üstün zekâlı çocuklara hak ettikleri eğitimi vermemiz için yeterli bir sebep değil mi?
    Eğer anne-baba, eğitimciler ve bütün insanlık olarak onlara hak ettikleri eğitimi verebilirse, manevi yoksunluğa düşmeden sahip oldukları enerjinin tamamını insanlığın faydasına kullanacaklardır. Bilakis bu tezin aksi bir durumla karşılaşmak hiç de uzak bir ihtimal olmasa gerek. Çünkü insanlık tarihine en büyük imarı da yıkımı da yapan kişiler dâhilerdi. Bu yüzden, çocuğun yüce değerlerle kuşatılması ve zihinsel becerilerinin geliştirilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

    Üstün zekâlı çocukların tespitinde erken teşhisin önemli bir yeri vardır. Bu konuda en büyük görev aileye yani anne-babaya düşmektedir. Peki, anne-babalar olarak hangi özellikleri gözlemlersek çocuğumuzun üstün zekâlı olduğu konusunda fikir sahibi olabiliriz?

    İşte size üstün zekâlı çocuklar için birkaç ipucu:

     

    • Bebeklikten itibaren aşırı hareketlilik.
    • Anne-babayı erken tanıma ve gülerek bunu belli etme.
    • Hassas bir bünyeye sahip olma; etiket, battaniye gibi ürünlere reaksiyon gösterme.
    • Erken konuşmaya başlama; örneğin yaşıtları iki kelimeli cümleleri iki yaşında söyleyebilirken onlar bir yaşında söyleyebilirler.
    • Kendi başlarına okumayı öğrenebilir; ancak yazma konusunda bu kadar başarılı olamazlar çünkü kas gelişimleri aynı hızda devam etmez.
    • Kelime hazineleri geniştir; kolay ezberleyip, ezberledikleri şeyleri hafızalarında uzun süre saklayabilirler.
    • Karşısındaki insanların duygu ve düşüncelerini kolayca tahmin edebilirler.
    • Liderlik yetenekleri üst düzeydedir.
    • Rutin işlerden çabuk sıkılırlar ve işleri kendi bildikleri gibi yaparlar.
    • Aşırı duygusal olabilirler.
    • Kendilerinden daha büyük çocuklarla vakit geçirmek isterler.
    • Kitaplara ve görme alanındaki nesnelere karşı aşırı ilgi duyarlar.

    Burada anne-baba ve eğitimcilerin önemli bir hususu kesinlikle atlamamaları gerekir. Bu özelliklerin bir kısmı normal zekâ düzeyine sahip çocuklarda da görülebilir. O yüzden ebeveynler bazen evhamlanabilirler. Söz konusu özelliklerin farklı zamanlarda da çocuklar üzerinde görülme ihtimali olabilir. Üstün zekâlı çocuklar bu özelliklerin tamamına ya da bir kısmına sahip olabilirler. Burada vermiş olduğumuz özelliklerin birçoğunu çocuklarınızda gözlemliyorsanız mutlaka bir uzmana danışarak çocuğunuz için yol haritasını oluşturunuz.

    Üstün zekâlı çocuklara sahip ailelere tavsiyeler:

    • Anne babaların yapması gereken en önemli şey onların diğerlerinden farklı olmadığını sadece belirli özelliklerinin daha fazla geliştiğini kabul etmektir.
    • Normal çocukların sergilemiş olduğu her davranışı üstün çocukların da gösterebileceğini asla unutmamalıyız.
    • Onların ihtiyaçlarını karşılayabilecek ortamlar oluşturarak mutlaka profesyonel bir yardım almalıyız.
    • Çocuğumuza dengeli bir yaşam alanı oluşturarak onu bütün yönlerden gelişebileceği etkinliklere dâhil etmeliyiz.
    • Üstün çocukların en önemli özelliklerinden biri de meraktır. Bazen yetişkinler çocuklarının sorularını yanıtlamakta zorlanabilirler.
    • Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocuklarının gereksinimini karşılayacak başka çözüm yolları bulmalıdırlar. Örneğin, kitaplardan, ansiklopedilerden ve uzman kişilerden faydalanmak gibi.
    • Çocuklarımıza tutarlı bir disiplin uygulamalıyız. Üstün çocuklara üstünlüklerinden dolayı özel imtiyazlar tanımamalıyız.

    Üstün zekâlı çocuklar geleceğin bilim adamları, liderleri, yazarları ve fikir adamlarıdır. Böylesine değerli bir hazine kesinlikle israf edilmez. Osmanlı’da, ABD’de, İngiltere’de, Almanya’da diğer dünya ölçeğinde söz sahibi olmak isteyen ülkelerin eğitim programlarında olduğu gibi bu tür çocukları tespit etmek ve onlar için gerekli eğitim ortamları oluşturmak milli ve manevi duyguları yüksek, sağduyulu insanlar için önemli bir vazife olarak görülmelidir.

    Devamını oku...

    ÇOCUĞUMA DİSİPLİN AÇISINDAN NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?

    Her anne baba, çocuğunu birinci derecede gözlemleyebilecek ve gelişimini destekleyecek kişilerdir. Aile çocuğunun yeterlilik ve geliştirmesi gereken alanları objektif olarak belirleyebildiğinde, çocuğunun gelişimine en üst düzeyde destek verebilir. Çocuğunuzu gözlemleyerek onun yetenek alanlarını bulabilir ve bunları ilerletmek üzere çalışabilirsiniz. Çocuğunun gelişimi en iyi destekleyen anne babalar, çocuklarının yeterliliklerini tarafsız olarak değerlendirebilen, beklenti ve desteklerini buna göre şekillendirebilen ebeveynlerdir.

    Çocuklarınızın yeterliliklerine odaklanmak çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir noktadır. Geleneksel ailelerde ısrarla çocuğun yapamadıkları üzerinde durulur ve çocuğu cesaretlendirmek yerine kişiliğini ve öz güvenini olumsuz etkileyebilecek yorumların yapıldığı görülür. Çocuğun istenmeyen davranışları görmezden gelinerek yapabildiklerini ödüllendirmek, daha iyisini yapması için cesaretlendirmek, pekiştirmek gerekir.

    Okul öncesi çocuklar model alma, taklit yoluyla öğrenirler. Bu nedenle çocuğa birebir model olmak gerekir: örneğin çocuğun odasını çocukla beraber toplamaya başlamak “odanı topla” demekten daha etkilidir. Bir başka örnek olarak kendisi başkalarına “teşekkür etmeyen” bir annenin çocuğunun “teşekkür etmeyi” öğrenmesi ve içselleştirmesi pek de kolay değildir.

    Çocuklar kendilerine verilen yönergelerde, kurallarda açık, net ve kesin olunmasını isterler. Anne babalar davranışlarında hem kendi içinde hem de birbirleri arasında tutarlı olmalıdırlar. Anne ve baba, çocuğun kuralları karşı geldiği durumlarda birbirleri ile tutarlı ve benzer tepkiler vermelidir.

    Ebeveynler çocuklara neyi yapmamalarını söylerler. Fakat önemli olan çocuklara niçin yapmamaları gerektiğini düz, basit ve mantıklı olarak açıklayabilmektir.

    Şüphesizdir ki çocuklar, hem anne hem de baba için dünyanın en değerli varlıklarıdır. Bununla beraber çocuk eğitimi takım içinde tutarlılığı gerektirir. Anne babanın okul öncesi dönemde çocuğa rol model olması, olumlu davranışları desteklemesi ve gelişimi için ortamlarını düzenlemesi çocuğunun gelişimi için yapabileceği en faydalı işlerdir.

    Devamını oku...

    ÇOCUK VE DİSİPLİN

    Disiplin, sorumluluk ve uyulması gereken kuralları öğreterek çocuklarda iç denetimin gelişmesini sağlayan bir yöntemler bütünüdür. Çocukta ahlak gelişimini sağlayan disiplinin nihai amacı çocuğun iç denetim kazanmasını sağlamaktır.

    Toplumuzdaki sert, katı, negatif eleştiriye dayalı disiplinin uygulamalarının aksine disiplin belirli boyutları olan bir mekanizmadır. Disiplin kararlılık, kesinlik, süreklilik, sakinlik ve ödüllendirmeyi gerektirir. Yani disiplin “ceza vermek” değil, çocuğun sorumluklarını içselleştirmesidir.

    Temel alışkanlıklar erken gelişim yıllarında kazanıldığından okul öncesi dönemde disiplin konusu hem aile hem de okul öncesi eğitimcilerinin üzerinde hassasiyetle durması gereken bir konudur.

    Disiplin, çocuğa karşılaştığı durumlar ve insanlar karşısında nasıl davranması gerektiğini öğretir. Çocuğun davranışını kötülemek, ayıplamak, onaylamamak ona bu durum karşısında nasıl davranması gerektiğini öğretmez. Aile ve öğretmenler söz ve davranışlarıyla çocuğa kazandırmak istediklerini davranış kalıplarını somuta indirgemelidirler. Unutmamak gerekir ki, özellikle okul öncesi dönem çocuğu her türlü çevresel uyarıcıya son derece açıktır ve davranışları taklit etmede son derece başarılıdır. Bu nedenle, anne babalar ve çocuğun çevresindeki diğer yetişkinler çocuğa model olduklarının farkında olmalıdırlar.

    Disiplin, çocuğa dürtülerini kontrol etmeyi öğretir. Çocukların bir özelliği yetişkinlerin aksine daha dürtüsel yani davranışın sonuçlarını düşünmeden davranmalarıdır. Çocuğa “dur-düşün-yap” şeklindeki bir düşünme biçimini kazandırmak, davranışları sonunda üzülen çocukları davranış sürecinin daha farkında olmalarına yardımcı olur.

    Disiplini etkili olarak kullanabilmek için, kurallarımızın mantıklı, akla yatkın ve uygulanabilir olmalıdır. Bir başka nokta, disiplin yaklaşımının çocuğun gelişimsel dönemine de uygun olması gerekir. Örneğin okula başlayacak olan 6 yaş çocuğuna uygun olan disiplin yöntemi 1 yaş çocuğuna uygun olmayabilir. Bu nedenle aileler olarak çocukların gelişim dönemleri hakkında bilgi sahibi olmak onlara karşı davranışları şekillendirmemizi olumlu olarak etkileyecektir.

    Devamını oku...

    ÇOCUĞUMUZUN ÖZ GÜVENİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN NE YAPMALI?

    Günlük hayatta, toplumumuzda o kadar özgüvensiz insanlarla karşılaşıyoruz ki; sesi soluğu çıkmayan, ne istediğini bilmeyen, derdini anlatamayan vb.. varlıklarla doldu taştı bu memleket. İnsan durup düşünmeden edemiyor “Neden böyle” diye. Öncelikle bu durum çocukluktan ileri gelmektedir büyük oranda. Çünkü yapma’lar, etme’ler, dur’lar,sus’lar çocuk bunlara boğulmuş halde gelişiyor. İster istemez bilinç altı korumaya geçerek birşeyler yapmaya çalıştığında bunları -ana bilince- gönderiyor ki ” Yanlış birşeyler olmasın ” , ” barındığım bünye zarar görmesin ” diye. Böylelikle yanlış birşeyler yapmaktan korkan kişi bu prangalar altında tekleye tekleye, çekine çekine, kendi geçmişinin baskısı altında birşeyler yapmaya çalışıyor. Üzerindeki bu baskı bünyesinde fırtınalar kopartarak özgüvensiz insan modelini gözlerimizin önüne seriyor.

    O zaman çocukluktan başlayarak bunların bünyeye girmesine izin vermemeliyiz. Bu görevde anne,baba,ağabey,abla,amca,hala vs… kişilere düşmektedir sırasıyla ve herkesin bu konu hakkında katkıda bulunması gerek çünkü bu insanlık görevimiz olmalı, çocuğun üzerimizde hakkı kalmaması için görev olarak kabul etmeliyiz.
    Ne yapmalı?
    Yapılacak şey basit ama zahmetli. Sıralama yaparsak eğer;

    1. Çocuğa yapabileceği işleri yaptırmalıyız: elbise giyinmesine, yemek yemesine, oyuncaklarını toplamasına izin vermeliyiz. Yanlış yaparsa öncelikle bizlerde kabul etmeliyiz ki; bundan daha normal bir durum yok.
    2. Yanlış yaptığında: kızmadan, sabırla ” bak anneciğim, ablacığım.. vs.. bunu böyle yapsak daha iyi olur” deyip soruna değil çocuğun bilincini, çözüme odaklamış oluyoruz.
    3. Çocuğa eğitim verirken ( ki çocuk için herşey eğitim, çocukluk döneminde çünkü) beraber yapın. “-Gel oyuncakları toplayalım, -Elbiselerimizi değiştirelim, -yemek yapalım, -alışveriş yapalım, -sofrayı hazırlayalım ” böyle yaparsak çocuk ister istemez (çünkü insan böyle öğrenir) önce davranışları kopyalar ve bir süre sonra da kendi tarzını ortaya koyar.
    4. Yaramazlık yaparsa: bu çocuğun gelişimi için önemlidir; koşmalı, zıplamalı, atlamalı… çünkü o yavrucağın kasları gelişim halindedir ve içgüdüsel olarak kasların gelişmesi için hareket etmek zorundadır. Çalışmadan kaslarını geliştiren halterci gördünüz mü, çocuk ağırlık kaldırmayacağı için, ya da spor yapmayacağı için bu yolla çalışıyor. Gelişmiş ebeveynlerde böyle bir durum oluyor mu ?
    5. Cevap yok. Çünkü gelişeceği kadar gelişmiş, hoplamak, zıplamak,koşmak,tırmanmak içinden gelmez.
    6. En önemlisi İNSAN yerine koymalıyız. Teşekkür etmeliyiz, özür dilemeliyiz, saygı duymalıyız, uyuduğunda sessiz olmalıyız,saymalıyız,sevmeliyiz…. Bu durumda çocuk “Ben bir bireyim” bilincinde yetişir. Değersizim adlı kötü düşünce tohumları bilinçaltı tarlasına ekilmemiş olur.
    7. Ben bu yolla kardeşimi yetiştirdim tabii ki, bir eğitimci olmamında etkisi oldu. Eğitim derslerinde bu konu hakkında düşünmeden, araştırmadan geçmedim. Ben bunu böyle yaptım ve olumlu sonuç aldım.
    8. Kendine güvenen bir nesil yetişmesi dileğiyle…
    Devamını oku...

    ÇOCUĞUM ANAOKULUNA BAŞLIYOR

    Anaokulu, çocuk için ailenin güvenli atmosferinden dış dünyaya attığı ilk adımdır. Çocuğun yaşamında ilk önemli olay olduğu için de çocuğu anaokuluna gitmeye çok iyi hazırlamak gerekir.

    Biraz geçmişe bir yolculuk yapıp, kendi çocukluk günlerinize dönün. Anaokulunuzdaki öğretmeniniz nasıldı? O zamanlar hangi şarkıları söyler, neler oynardınız? Anaokulunda en iyi kız arkadaşınızı hatırlıyor musunuz mesela? Belki de şuanda o günlerden kalma tahmin ettiğinizden daha fazla şey hatırlıyorsunuz. Ancak bunda şaşırılacak bir durum yok. Çünkü anaokulu, çocukların aile ortamından dış ortama geçtiği ilk ortamdır. Ve ilkler unutulmaz. Çocuk için olduğu kadar aileler için de önemli bir başlangıçtır anaokulu. Çocuklarının anaokuluna başlamasıyla aileler artık çocuklarının yaşantısında daha az yer alacakları düşüncesine alışmaya çalışıyorlar.

    Okulların açılmasına çok az bir zaman kala, çocuklarını anaokuluna gönderecek olan ailelere 10 önerimiz var. Bu 10 önerimizle çocuğunuzun yeni yaşam ortamında daha rahat etmesini sağlayabilir, siz de bu sayede huzur bulabilirsiniz:

    1. Çocuğunuz anaokulu için yeterince olgun mu? Hazır mı?

    Anaokuluna gidecek bir çocuk öncelikle isteklerini dile getirebilecek oranda konuşma yetisine sahip olmalıdır. Sınıfındaki diğer çocuklarla anlaşabilmeli ve öğretmenine isteklerini dile getirebilmelidir. Ayrıca çocukta bağımsız davranabilme yeteneği olmalıdır. Çocuk herhangi bir durumda kendisini savunmak için kaçmamalı ve örneğin kahvaltı ettiği yeri toplayabilmelidir. Ama en önemlisi yeni tecrübelere karşı açık olmalı. Kendiliğinden yeni arkadaşlar edinmeyi istemeli ve yeni oyunlar öğrenmek için istekli olmalıdır.

    2. Başka çocuklarla tanışma…

    Çocuğunuzu anaokulunda hiç bilmediği bir ortam bekliyor: büyük bir grup çocuk, gürültü ve heyecan, yeni kurallar, oyuncaklar için kavgalar. Biz büyükler için bile zaman zaman yeni bir grubun içine girmek zor gelir, çekimser kalır heyecanlanırız. Ancak yeni grubun üyelerini tanımak ve kaynaşmak için zaman en güzel çözümdür. Bu nedenle kendinizi daha henüz minicik olan 5 yaşındaki çocuğunuzun yerine koyun. Şimdiye kadar böylesine kalabalık bir grupla oynamaya, konuşmaya ve birarada olmaya alışmamış. Bu nedenle eğer daha önce grup içinde oyunlar oynamışsa, anaokulundaki ortama daha çabuk alışabilir. Bu sayede belki de oynamak için diğer arkadaşlarını beklemesi gerektiğini, bazen belirli bir sıra izlendiğini de öğrenmiştir. Çocuk birden farkeder ki annesi ve babası anaokulunda yanında değildir artık. Böylece anne ve babasının yerini alacak oyun arkadaşlarına alışmaya çalışır. Bu da eğer çocuk bunu daha önceden yaşamışsa, daha kolay gerçekleşir.

    3. Anaokuluna hazırlamak

    Çocuğunuzla anaokulu hakkında konuşun. Ona orada onu nelerin beklediğini anlatın. Burada önemli olan onda yanlış veya olmayan bir beklenti uyandırmamaktır. Örneğin ona anaokulunu olmadık şekilde anlatırsanız, hayalkırıklığı tahmin ettiğinizden de büyük olur. Ona, anaokulunda da uyulması gereken bir takım kuralların, yapılması gereken görevlerin olduğunu, öğretmenlerin herkes için en iyisini istediğini anlatın. Olabilecek problemler hakkında da konuşmaktan kaçınmayın. Mesela tuvaleti geldiğinde ne yapması gerektiğini anlatın.

    4. Anaokulunu önceden ziyaret edin

    Günüzmüde birçok anaokulu, kayıt yapılmadan önce okulu görme ve tanıma imkanı sunuyor. Bu fırsatı mutlaka değerlendirip, çocuğunuzla birlikte gidip ortamı görün. Böylece tam olarak anaokuluna başlamadan önce nasıl bir ortama gireceğini, oyuncakları ve öğretmenleri görebilir. Bir diğer fırsatta çocuğunuzu anaokulunun oyun parkı bölümünde oynatmaktır. Eğer kayıt yaptıracağınız anaokulunun böyle bir yeri varsa çocuğunuzla o orada oynarken konuşabilirsiniz. Orada sizin gibi gelmiş başka çocuklu ailelerde varsa, çocuk henüz okul başlamadan arkadaşlar edinebilir.

    5. Yavaş yavaş alıştırın

    Birçok anaokulunda, ilk günler ailelere grup içinde veya anaokulunda olma fırsatı verilir. Böylece çocuk herhangi bir problem yaşadığında, ailesinden uzakta olmadan müdahale edilir. Ayrıca herhangi bir sorun olduğunda, size telefon etmeleri konusunda anaokulu yetkilileriyle anlaşabilirsiniz. Birçok anaokulu, grup oluştururken olabildiğince az çocuğu bir araya getirmeye çalışıyor. Böylece çocuklar yavaş yavaş kalabalık gruplara alışıyorlar.

    6. Dramatik vedalardan kaçının

    Olabildiğince dramatik ve uzun vedalardan kaçının. Size zor gelse de çocuğunuzdan ayrılırken kararlı ve hızlı olun. Ağladığı takdirde buna izin verip sarılın ancak kendinize de ona da işleri zorlaştırmayın. Onu ne zaman alacağınızı söyleyin ve teselli etmeyi öğretmenlere bırakın. Çünkü genellikle anne babaları onlardan uzaklaşan çocuklar hemen ağlamaya başlarlar. Ancak kesinlikle gizlice gitmeyin, bu çocuktaki güvenin zedelenmesine neden olabilir. Çocuk için evde sevdiği bir oyuncağı veya bebek, ayı türü kucakta taşıdığı, uyuduğu birşeyi almak evin kokusunu ve kendisini güvende hissetmesini sağlar.

    7. Rahat bırakın…

    Birçok anne baba, çocuklarının yaşadıklarını kendileriyle paylaşmasını, anlatmasını ister. Ancak birçok aile çocukları akşam anaokulundan gelip de birşey anlatmayınca hayalkırıklığı yaşayıp, üzülür. Yine de çocuğunuza ” Kiminle oynadın bugün? Neler yaptınız?” gibi sorularla baskı yapmayın. Çocuğunuzun artık yeni ve kendine ait bir dünyası var. Ancak onun anaokulundaki davranışları hakkında daha detaylı bilgi edinmek istiyorsanız, öğretmenine danışabilirsiniz.

    8. Anlayış gösterin

    Çocuğunuzun anaokuluna başladığı ilk günlerde pek katılım göstermeyeceğini varsayarak hareket edin. Yeni okul, yeni ortam ve şimdiki günler okula gitmediği günlere oranla daha yorucu artık. Bu nedenle böyle durumlarda çocuklar genelde sessiz kalmayı ve dinlenmeyi tercih edebilir. Yeni ortamın yarattığı etki hala sürebilir. Keyifsizlik veya agresif davranışlar karşısında da şaşırmayın. Birçok çocuk, anaokulunun ilk günlerinde diğer sınıf arkadaşlarına ve yeni ortama katlanmak için dayanır, kendilerini sıkarlar, akşam olunca da gün içinde hissettikleri gerginlik yerini gevşemeye bırakır. Ve günü atlatmanın rahatlığıyla nefes alırlar. Anlayışlı olun.

    9. Öğretmenin çocuk üzerindeki etkisini kabullenin

    Evde yaşanılan bir tatışmada birdenbire ?ama anaokulunda bunu daha değişik yapıyoruz? cümlesini duymaya başlayabilirsiniz. Ebeveynler için bu kolay bir durum değil. Çünkü öncelikle çocuklarının hayatında artık yepyeni bir dönemin başladığını kabullenmek zorundalar. Ayrıca kendileri dışında çocuklarının hayatında öğretmenleri gibi önemli gördükleri bir insanın var olduğunu ve artık onu örnek almaya başladıklarını da benimsemek zorundalar. Eğer anaokulu öğretmeninin, çocuğunuz üzerinde yarattığı bazı etkilerden memnun değilseniz, bunu öğretmenle konuşun. Bu arada yeni bakış açılarına karşı da açık olmaya çalışın.

    10. Çocuğunuz anaokuluna gitmek istemiyorsa….

    Her durumda sabırlı olmak zorundasınız. Bazı çocuklar anaokuluna alışmak için birkaç ay zaman isterler. Bazıları da artık grubun en küçükleri ve acemileri olmadıklarında rahatlarlar. Sabahları okula giderken tartışmalarınızda kararlı olun. Çocuğunuza örneğin ?artık kendinle gurur duyabilirsin, çünkü artık sende büyüklerin grubuna girdin? diyerek olayları daha basitleştirmeye çalışın.

    Neredeyse bütün çocuklar belirli dönemlerde anaokuluna gitmek istemez ve mızmızlanırlar. Çocuğunuzla konuşurken, neden gitmek istemediğini, bu isteksizliğin neden kaynaklandığını da bulmaya çalışın. Bu isteksizliğin nedeni çok bait olabilir. Artık hevesi ve anaokulunun bir çekiciliği kalmadığından gitmek istemiyordur. Bazen de çocuklar tarafından alay edildiği veya kimseyle bir iletişim kuramadığı için korku duyarlar ve gitmek istemezler. Böyle durumlarda anaokulu öğretmeniyle bir görüşme çok gerekli olur. Zaman zaman aile yaşamındaki değişikliklerde çocuğun anaokuluna gitmek istemesine neden olabilir. Çocuklar eğer anaokuluna başlama tarihleri, bir kardeşlerinin dünyaya gelişleriyle aynı ana denk geliyorsa, kendilerini yalnız ve istenmiyormuş gibi hissedebilirler. Ancak okula gideceğinde sabahları sürekli ağlayan bir çocuk, oyunlara da katılmak istemiyorsa henüz anaokuluna gitmek için yeterince hazır değil demektir.

    Devamını oku...

    ÇOCUKLAR, SÖYLEDİKLERİNİZİ DEĞİL YAPTIKLARINIZI YAPARLAR

    Çocuk daha doğmadan ailesinin etkisine girer. Doğumla birlikte ailesiyle etkileşimi hızlanır. Kişiliğinin büyük çoğunluğu, ailede yaşanan etkileşimlerin üzerine inşa olur. Aile ile etkileşimin en önemli unsuru da model olmaktır. Yani sözlü olarak ifade edilen bir husus, ebeveyn tarafından uygulanan hususlara göre daha az etkileyici özelliktedir. Eğer ebeveynler çocuklarının bir şey yapmasını istiyorlarsa önce kendileri yapsınlar. Çoğu zaman söylemelerine bile gerek kalmadan çocuklarının kendilerini taklit edeceklerini göreceklerdir. Hatta öyle ki ebeveynlerin bile farkında olmadıkları en ince ayrıntıları bile kopya edecekler. Daha sonra ebeveynleri o davranışın kaynağı kendileri olduğunu anlayınca ne kusursuz bir gözlem ve noksansız bir taklitle karşılaştıklarını anlayacaklardır.

    Karneler değerlendirilirken birçok evde çocukların kendilerini daha iyi yetiştirmesi gerektiğine dair öğütleri duymak mümkündür.

    Peki, sadece bu öğüdü vermek yeterli midir? Anne baba olarak bizler de kendimizi geliştirerek örnek olmalı değil miyiz? İlim mezara kadar değil mi? Çocuğum kendini geliştirsin ben yerimde sayayım anlayışı yanlıştır. Ebeveynlerin çocuklar için bu isteklerine rağmen kendileri için tutarsız bir eğilim sergilemelerinin en büyük nedeni kendi hayatlarına sadece biyolojik olarak devam ettiklerine dair olan inançlarının psikolojik etkisi olabilir. Yani artık ebeveyn kendisi için; yeryüzünde yapılacak bir şey kalmadığına inanmışsa, hayatın tek gerçeğini ölüm olarak görmeye başlamışsa, ölümü bekler hale gelmişse, dünya defterini kapamış, ununu elemiş eleğini asmışsa yeni bir şey yapmak için bir neden bulamaz. Dünyayı bir imaret alanı değil de süresi dolunca taburcu olunacak bir nezarethane gibi görmüşse, dünyada kazanılacak her şeyi bir kayıp olarak algılamaya başlamışsa kendisini geliştirme ihtiyacı hissetmesi için de bir sebep bulamaz. Ve yeni kazanımlar peşinde koşmaz.

    Hâlbuki yarın kıyamet kopacağınızı bilseniz elinizdeki fidanı dikiniz hadisi şerifinde, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için yarın ölecekmiş gibi ahret için çalışmamız gerektiğine dair öğütler bu konuda yol gösterici olarak önümüzde durmaktadır.

    Ebeveynlerin kendilerini geliştirme motivasyonlarını durduran bu plato evresinde duraklamaları daha gidecek bir yer yok, daha yapacak bir şey kalmadı fikrine teslimiyetlerinden kaynaklanmaktadır. Bu kanıya ya kendilerine güvenmedikleri için yeni adım atmaya cesaret edememeleri ya da elini eteğini dünyadan çekmek istemeleri sebep olmaktadır. Bir başka sebep ise ebeveynin, kendisinin kibir içine düşmesidir. “Ben her şeyi biliyorum, öğrenecek bir şey kalmadı, hiçbir şeye ihtiyacım yok” gibi gizli açık ifadelerde ortaya çıkan fikri bunama türüdür. Bu tarz düşüncelere sahip ebeveynlerin kendilerini geliştirmeye gayret edebileceklerini sanmıyorum.

    Bazen ebeveynler kendileri için ülküleştirdikleri hedefleri geçekleştirmemiş olabilirler. Hayatlarının amaçlarına ulaşamamış olabilirler. Veyahut çeşitli zorluklarla karşılaşmış ve o zorlukların içinden çıkamamış olabilirler. Kendilerinin de başarılı olamayacaklarına kesin bir kanaat getirdikten sonra başarısızlıklarının geriliminden sıyrılmak için kendi isteklerini, hedeflerini, amaçlarını vs çocuklarına aktarmaya gayret ederler.

    Eskiden yaşayamadıkları başarı duygusunu çocukları üzerinden yaşamaya aldanırlar. Tüm gücünü ve enerjisini bu sefer çocuğunun gelişimine veren ebeveyn beklenti düzeyini yükseltir. Ve bununla çocuğu kamçılar. Çocuk bu beklentileri kendi için uygun hedefler olarak görmez veya başaramayacağına inanırsa ve başarısız da olursa anne babada bu sonuca büyük bir öfke oluşur.

    Hâlbuki bu öfke aslında anne babanın kendilerine yönelik kızgınlıklarının bir ifadesidir. Dolayısıyla ebeveynler kendilerini plato evrelerinden çıkararak kendi hedeflerini yükselterek kendilerini geliştirmeyi tekrar gündeme almalıdırlar. Yarım kalmış istek ve hedeflerini kendi kendilerine gerçekleştirmeye çalışırlarsa hem kendilerini hem de çocuklarını kurtarmış olurlar.

    İki günü birbirine eşit olan zarardadır hadisi şerifince yaşam boyu kendimizi geliştirerek hayat boyu öğrenmenin gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Müslüman hayatın tüm alanlarında kendini geliştirmeye devam etmelidir. Özelde bir konunun gerçek uzmanı akla gelen ilk ismi olurken, entelektüel bilgisiyle de inancını temsil etme becerisini arttırmalıdır. Genişlemesine entelektüel derinlemesine uzman olmalıdır.

    Son olarak bu gayreti engelleyen önemli bir tehditten bahsetmekte fayda vardır. Başkalarına bakarak kendisini başkalarıyla kıyaslayarak ileri gidilemez. Kapitalist zihniyetin rekabet anlayışını çöpe atıp, Rahmani rekabet anlayışıyla dünden daha iyi olmaya gayret edelim. Dünden daha bilgili bir insan, daha anlayışlı bir insan, daha mücadeleci bir insan, daha sevgili bir insan, daha verimli bir insan…

    Modern hayatın rekabet anlayışı ağacı yiten kurt gibidir. Kurtlar ağacı yemede birbiriyle yarışırken aslında kendi sonlarını hazırlarlar.

    Tüm bu önemli hatırlatmalardan sonra ebeveynler olarak kendimizi nasıl geliştirebileceğimizden de ilerdeki haftalarda bahsedeceğiz.

    Devamını oku...

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Aslında kardeşler arasında kıskançlık, dozunda yaşandığında, doğaldır. Çocuklar için faydalı ve sağlıklı bir haldir. Her çocuk, anne-babanın sevgisinin ve ilgisinin tümünü ister. En sevilen en çok ilgilenilen olmak ister. Bu da kıskançlığı kaçınılmaz kılar.

    Her çocuk ayrı bir birey olarak bencillik, sahip olma, paylaşmama, kendine güven duymaya ihtiyaç, özenti gibi duygular taşıdığı gibi kıskanabilir de…..

    Aslında kıskançlıkla çocuklar, hayatın gerçeklerinden biriyle yüzleşmiş olurlar. Bu da onun çevresindeki ilginin tümüne ve yaşamın bütün avantajlarına sahip olmayacağıdır. Bu acı ve zor da olsa bu çocuk için bir derstir. Sevgi paylaşılacaktır ve paylaştıkça da sandığının aksine azalmayacaktır.

    Böyle normal aile içi rekabet, çocuksu benmerkezciliği ve bencilliği azaltır. Rahatsızlık vericide olsa, başkalarıyla geçinmek için deneyim ve kolaylık sağlar.

     

    NİÇİN KISKANIR?

    Çocuk, gelişiminin bazı dönemlerinde kıskançlık gösterebilir. Mesela; 3 yaşındaki bir çocuk eşyalarını, oyuncaklarını, yemeğini, ailesini paylaşmayı henüz öğrenmemiştir. Eşyasını başkası kullanması gereken durumda kıskançlığa girebilir ve bu, doğal bir durumdur.

    Genelde ilk çocuklarda kardeş kıskançlığı dikkati çeker. Ailesinin ilgi ve sevgisine alışan çocuk, yeni gelen kardeşi kendine rakip olarak görür. Devre dışı kalacağı zanneden büyük çocuğa aile destek olmalıdır.

    Çocuğu yoksun bırakmak veya her istediğini yerine getirmek, sürekli maddi ödüller vermek de kıskançlığı körükler.

     

    KISKANÇLIĞIN BELİRTİLERİ

    • Kıskanç çocuk huzursuz davranışlar gösterir, Uykusuzluk çeker. Basit sebeplerle kızar, ağlar, bağırır. Hele hayatının ana konusu kıskançlık olmuşsa, çocuk acı içindedir. Yardıma ihtiyacı vardır.
    • Anne baba ile yatmak ister.
    • İlgi çekmeye çalışır.
    • Yenide altını ıslatmaya, meme emmeye, bebeksi konuşmaya başlayacaktır.
    • Küçük kardeşine zarar vermek isteyebilir.
    • Anne babasının sevgisini ilgisini sürekli arzular.

    NE YAPMALI?

    • Amacımız, kıskançlık duygusunun varlığını tümüyle ortadan kaldırmak değil, onu ortaya çıkaran durumları azaltmak ve göründüğünde sebeplerini araştırmak olmalıdır.
    • Çocuklarımızı başkalarıyla kıyaslamayalım.
    • Çocuklara sevgi, ilgi ve disiplinde tutarlı davranalım, aşırı gösterilerden kaçınalım.
    • Çocuklar arsında büyük-küçük, kız-erkek gibi ayrımlar yapmayalım.
    • Kardeşini kıskanan büyük çocuğa söz gelimi kardeşini yemeğini beraber yedirmeyi teklif edelim. Böylelikle o da ihmal edilmemiş olur.
    • Kendini yetersiz ve değersiz hisseden çocuğun kıskançlığa kolay kapıldığını bilelim. Kendini seven ve kendiyle barışık olan çocuklar, kardeşleriyle daha iyi geçinirler. Bu yüzden onları öz saygısı olan kişiler olarak yetiştirelim.
    • Sürekli bir çocuğumuza yöneliyorsak, bunun sebebini keşfetmek için kendimizi yoklayalım. Hepsine ilgi ve sevgi göstermeye gayret edelim.
    • Çocuklarımızı kardeşleriyle de kıyaslamayalım. Böyle sözler onlar için öldürücü birer zehirdir. Kıskançlığı, çekememezliği ve yetersizliği artırırlar. Çocuğun düşüncesine başka birinden daha aşağıda olduğunu nakşederler. Bilelim ki her çocuk tektir ve kendine özeldir. Onu başkasıyla karşılaştırmak yanlıştır.
    • Mümkünse odalarını, değilse köşelerini ve dolaplarını ayıralım.
    • Onları birbirinden farklı giydirelim.
    Devamını oku...

    ÇOCUK YALAN SÖYLÜYORSA…

    Çocukların büyük çoğunluğu yalan söyler, daha doğrusu söyledikleri yalana benzer. Genelde bu yaşla ilgilidir.

    • Çok küçükken (2–3 yaşlarında) çocuk gerçekleri çarpıtmaya başlar: Islakken altına yapmadığını söyler, tabağı dolu olduğu halde yemeğini bitirdiğine inandırmaya çalışır. Bu halinde bizim söylediğimiz masum yalanların tesiri büyüktür. Evde olduğumuz halde yok dedirtmemiz gibi. Çocuk gerçekleri kendi işine gelecek şekilde ayarlar, çarpıtır.
    • 4–5 yaşına doğru çocuk kendine ait, anne-babasındakinden farklı düşüncelerinin olduğunun ayrımına başlar. Gerçek olmayan şeyler anlatarak, onun bizden farklı olduğunu, beklenen şeyleri söylemek zorunda olmayan başka bir kişilik olduğunu bilmemiz gerektiğini anlatmak istiyordur. Bu yaşta bizi işletmek ve tahrik etmek için şaka yapmaya da başlar.
    • Bazı çocuklar uydurmayı severler. Olur, olmaz şeyler anlatır, kendilerininde gerçekten inandığı bir yığın hikâye uydururlar. Bu çoğunlukla özgüven eksikliği yaşadıkları veya gerçekleri söylemeye engel olan bir suçluluk duygusunu bastırmadıkları içindir. Bu çocukların kendilerine güveni yoktur. Değişik hikâyeler anlatarak zayıflıklarını kapatmak için dikkatleri üzerlerine çekmek ister.
    • Çocuğumuzun doğru söylemesine yardımcı olmak için öncelikle yalan söylemenin, birini kandırmanın yanlış olduğunu anlayabilecek durumda olup olmadığını bilmemiz gerekir.
    • Beş yaşın altındaki çocukların söyledikleri yalana benzeyebilir veya kendi inandıkları şekilde hikâye anlatabilirler. Hemen yalan damgasını vurmayalım.

    NELER YAPILMALI?

    • Yalan söylediğinde sinirlenmeden, cezalandırmadan e azarlamadan “Acaba gerçekten doğru mu söylediklerin? Bana değilmiş gibi geliyor”diyelim.
    • “Ben senin annenim, sana güveniyorum. Doğruyu duymak istiyorum “diye devam edelim.
    • Ama bu konuları çocuğumuzla yalnız olduğunda konuşalım, asla başkalarının önünde değil.
    • Öncelikle onlara uygun örnek olalım ve yalan söylemekten, verdiğimiz sözden vazgeçmekten kaçınalım.
    • Çocuğumuzun bize yalan söylediğini veya kandırmaya çalıştığını biliyorsak, köşeye sıkıştırıp yalanını itiraf etmesi için zorlamayalım.
    • Kötü davranışına son vermek için yardıma hazır olduğumuzu vurgulayalım.

    Okul öncesi eğitimi; çocuğun kişilik gelişimine yardımcı olur, sosyalleşmesine yardımcı olur. Okul başarısını olumlu yönde etkiler. Çocukların hayal gücünü geliştirir.

    Devamını oku...

    Okul öncesi çocuk eğitimi çocuğa neler kazandırır?

     

    Okul öncesi eğitim çocuğun kişilik gelişimine yardımcı olur.

    Okul Öncesi eğitim çocuğun sosyalleşmesine yardımcı olur.

    Dil yeteneğini geliştirir.

    Okul başarısını olumlu yönde etkiler.

    Hayal gücünü geliştirir.

    Sorularına cevap bulur.

    Çocuğun havaya, suya, besine, iyi bakıma ihtiyacı olduğu kadar, karşılıklı olumlu ilişkiler sağlayacak düzenli ve sağlıklı bir toplum yaşantısına da ihtiyacı vardır.

    Okul öncesi eğitim kurumları; çocukların sağlam kişilikli ve sosyal yönden uyumlu insanlar olarak yetişmelerine yardım eden temel işlevi EĞİTİM olan sosyal kuruluşlardır. 3-6 yaş çocuklarının eğitimini gerçekleştiren anaokulunu, annenin yokluğunu giderecek bir kurum olarak değil de, annenin tek başına çocuğun üzerindeki ilk yıllardaki rolüne katkıda bulunan ve bu rolü yaygınlaştıran bir kurum olarak değerlendirmek gerekir.

    Okul öncesi eğitim kurumları, çocuğu genel kültür değerlerine duyarlı sosyal bir ortam içinde eğiterek, toplumun kültür değerlerinin özümlenmesinde yardımcı olur.

    Çocuklar okul öncesi eğitim ile sosyal, duygusal fiziksel ve zihinsel birçok beceri kazanır ve geliştirirler.

    Sosyal olarak paylaşmayı, sıra beklemeyi, kurallara uymayı, karşılıklı konuşmayı, oyun kurmayı, yaşıtları ile çıkan çatışmaları çözmeyi, kendini korumayı ve diğer çocukların haklarına saygı göstermeyi öğrenir.

    Yemek, uyku, tuvalet gibi özbakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalmak duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine güvenini artırır.

    Anaokullarındaki kesme, yapıştırma, boyama, kalem kullanma gibi faaliyetlerin düzenli olarak yapılması ise çocukların ince motor becerilerini geliştirir. Ayrıca koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle de kaba motor fonksiyonlarını kullanır

    ve geliştirir.

    Anaokulundaki nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikirler üretme gibi çeşitli faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlar.

    Canlandırma, taklit ve hayali oyunlar sayesinde hayal gücü gelişir.

    Arkadaşları ve öğretmenleri ile konuşmak dil becerilerini geliştirir.

    Kitapları incelemek, boyama ve çizimler yapmak, arkadaşlarına mektup yazmak gibi faaliyetler de dikkat ve konsantrasyonun artmasına ve erken okuma ve yazma yetilerinin gelişmesine yardımcı olur.

    Anaokulu çocuğun yaratıcı yönlerini ve ilgi alanlarını ortaya çıkarmak açısından da önem taşır.

    Okul öncesi öğrencileri doğal bilim adamlarıdır. Elle yapılan ve kendilerinin yönettikleri pek çok deney yapabilme fırsatının faydasını görürler. Yapılan bir araştırmada, çocukların, yapılacak aktiviteleri ve sınıf malzemelerini seçmek için teşvik edildiği oyun merkezli sınıflar gözlendiğinde Sonuçlara göre daha çok probleme çözüm yolları bulabilen çocuklar ileriki sınıflarda diğerlerinin önüne geçiyor.

    Aileler için düzensiz gibi görünen bir ortamda çocuklarının nasıl bir şeyler öğrenebildiğini anlamaları zor olabilir, ama gerçek şu ki, çocuklar, öğretmenleri çevreyi onların ilgisini çekecek malzemeler ve keşfedebilecekleri yeni fikirlerle donattığı zaman çok daha iyi öğreniyorlar.

    Çocukların alıcılarının en acık oldugu yaşların 0-6 yaş dönemi olduğu ; bu yüzden okul öncesi dönem adı verilen bu dönemin “yaşamın altın çağı” olarak tanımlanmıştır.

    Okul öncesi eğitimde sanatsal faaliyetlerin yararları;

    Görsel olgunluğa ulaşır.Farklılkların ve benzerlikerin ayrımına varır.

    Renkli biçimleri dokuları tanır.

    Görsel belleği gelişir.

    Oranları düşünmeyi kazanır.

    Oranlar arasında ilişki kurmayı öğrenir.

    Bunların gerçek yaşamla bağlantısını kurabilir.

    El-göz kordinsyonu gelişir.

    Alet kullanmayı öğrenir.

    Malzemeyi nasıl ve ne amaçlı kullanacağını dener.

    Gidere malzemeye belli anlamar yüklemeyi yaptıklarıyla düşünsel boyutta kendini ifade etmeyi gelişletir.

    Dikkat süresi uzar

    Muhakeme etmeyi öğrenir

    Seçmeyi karar vermeyi dener

    Sosyal ve duygusal anlamda ilerlemeler olur

    Hayal gücünü kullanmayı ögrenir

    Kendini tanımaya başlar

    Grup çalışmalarında iş birliği yapmayı, gerekirse lideliği öğrenir

    Düşüncelerini planlamayı uygulamayı ve sonuçlandırmayı öğrenir

    Çevresindeki kişilerle doğru ilişkiler kurabilmeyi öğrenir

    Dilini geliştirir kendini sözle ifade etmeyi öğrenir

    Karşılaştığı sorunları yorumlayabilmeyi, çözüm yolları geliştirmeyi öğrenir

    Değerlendirmeyi öğrenir.

    Çok boyutlu düşünmeyi öğrenir

    Devamını oku...
  • Bize Ulaşın

    Rahime Akyol
    Gülbahçesi Anaokulu

    0 (346) 228 3 228

    Halil İbrahim Geneş
    Gülbahçesi Anaokulu

    0 (346) 227 1 227

    Yahyabey
    Gülbahçesi Anaokulu

    0 (346) 224 0 571
  • E-Bülten

    *adınız soyadınız

    *e-posta adresiniz(ör:example@gmail.com)